10.09.2017

Hormonal yanılgılar

Sisli hıçkırıkların düşman hırıltılarına salınan
gözlerinde ateş böcekleri
tehdit etti karanlığımı

Ağzından çıkan mistik ezgiler
bastırdı kulağımdaki laboratuvar gürültüsünü

Geldin de dişli bir rakip çıktı sandım ıssızlığıma

Ve elbette kaybettin sen de
mindere serildik iki ölü balık gibi ilk rauntta

18.08.2017

Küller ve hiçlik

Babasından ardakalanlar semaver şeklinde metalik bir kavanozdaydı. Denize öylesine aşıkmış ki, küllerinin suya serpilmesini vasiyet etmiş. Ancak beklenmedik bir anda bir kalp krizinden göçünce; vasiyeti hemen yerine getirmeye gönülleri varmamış. Öyle yapsalar babalarının yokluğuyla doğan boşluk sanki iyice büyüyecek – bunu yapmaya gönülleri el vermiyor. Tabii şimdilik. Belki ileride buna cüret edebilecek gücü bulabilecekler kendilerinde.

Zira ülkenin yasalarına göre külleri öyle parçalara ayıramıyorsun. Ya tamamını evinde tutacaksın; ya da tamamını devletten izin alarak dışarıda bir yerlere serpeceksin. Aksi takdirde devlet eve gelip o “semaver”i ansızın tarttığında, gramaj eksik çıkarsa; hapis cezasına kadar varabilecek belalarla karşılaşabiliyor aile...

Bunları bana o söylemedi tabii ki. Ama kafalar iyiken, bir akşam, “ölünce sence nereye gidiyoruz, yok mu oluyoruz?” gibi bir soru yöneltti, ansızın.

Bilmiyorum, dedim. Bilmediğim bir şeyle ilgili nasıl yorum yapabileceğimi de bilmiyorum gibisinden bir cevap verdim. Sanki evrenin sırlarıyla ilgili bir uzmanlığım varmış gibi cevabımı çok ciddiye aldığını farkedince, “Peki sence ne oluyor?” diyerek topu ona attım. Dünyevi formda başka bir yere gittiğimize, klasik bir cennet – cehenneme ben de inanmıyorum, diye cevapladı. “Ama şu an bizim akıl edemeyeceğimiz başka bir enerji formuna dönüştüğümüzü düşünüyorum ben. Sence de böyle olamaz mı?” Ölünce başka bir hâlde enkarne olmamız, bir formdan başka bir forma geçişimiz bence de çok makul aslında diyerek, kafamı salladım ve onu onayladım. Gülümsedi.

Böylesine duygusal, zarafet sahibi akıllı bir kadını; böylesine güzel bir ruhu "kuru" bir rasyonaliteyle üzemezdim.

2.07.2017

Bilinmeyen

O sırada ne olursa olur
Bir kozalak düşer ağaçtan
Kımıldanır sümüklüböcekler

20.06.2017

Boş pikap

Tam şu anda şimdi gelmişsin gibi
Bakıyorsun şaşkın etrafına

Bir çocuğun gözünde bile çocuksun

Boşa dönen bir plak görsen
Dayanamaz
İğnenin elinden tutar
Durdurursun


Sarıyer'de martılar (20.06.17)

11.06.2017

Ham roman

Parlak bir ilhamla kaleme alınmış
Girişi ol sebepten umut veriyor
Müphem bir yerlerde zorlama bir hırs
Sonra özen de kayboluyor bir yerlerde
Heyecan da, arzu da, bereket de
Hiçbir zaman yayımlanmayacak o meşum roman

Editörü yalancı vaatlere alışkın çirkin bir kaltak
Çarklı çekiçli bir rozet asılı yağlı memelerinde
Hırlayan azgın bir salya süzülürken ağzından
Acı çekenleri pek kibarca işaret ediyor şişman

Yazarın ise sadece utanmak düşer payına

20.05.2017

Avm'lerde canına kıyanlar

Bu çağı betimleyen dijital imzalar bırakmak için geldiler onlar. Her şey yitip gidecek oysa.

Deniz manzaralı boğaz köprülerinde değil. Alışveriş merkezlerinin yüksek katlarından zemin kata bırakırlar kendilerini. Kimseler yaşamaları için iknaya  yeltenmez bile. Zira yaşayan onca ölü arasında kamufle olmuşlardır. Fark edilmezler. Yüzlerinde makyajı, sakallarında tıraşı ihmal etmeden, en güzel kıyafetleriyle parçalanmaları sakın şaşırtmasın. Cesetlerinin güvenlik kameralarının videolarından sızacağını pekâlâ bilmektedirler. Bundandır, her şey son bulduğunda bile her şeyden vazgeçememişler, artlarında yakışıklı ve güzel cesetler armağan etmişlerdir. Saygı duymayı bilmem ama öyle somut bir sebep aranamaz aldıkları bu karara. Siz neden şu çeşit peyniri satın aldınız ki Allah aşkına? Ya da neden şu aktörün, şu büyük futbol takımının manyağı kesildiniz? Niçin işinizi kaybettiğinizde geberesiniz gelir? Ebeveyninize, devlete, üniversiteye, o sidikli amirinize el pençe divansınız, niye? Hem de özgürlük ağzınızdan bir salya gibi damlarken. Hem de... Bunun hesabını bir verin, ölülere sormadan önce.

14.05.2017

Yalan yanlış öz-hikâyeler

Farkında mısınız? Nasıl olduysa artık, her birimiz hem birbirimizin hem de kendimizin psikoloğu kesildik. Davranışlarımıza gerekçeler buluyor; egolarımızdan, beynimizin bilmem hangi Grekçe isimli bölgesinden, ebeveynimizden, ne olduğu belirsiz bir “depresyondan” bahsediyor; kederli kaderlerimize olmadık sebepler arıyor, “psikanalitik” teşhisler koyuyoruz. Savunma mekanizmalarımızı kuvvetlendirip duruyor; sevimsiz, kaskatı yapma ve süslü benlikler oluyoruz böylelikle. İnsan olmaktan çıkıp zavallı fantastik imgelere, edilgin statik biblolara dönüyoruz.

Hepiniz mi psikologsunuz Tanrı aşkına? Yapıp ettikleriniz sadece yapıp ettiklerinizden ibaret, oysa. Tüm bunlara gerekçeler aramak ve öz-hikâyeler yaratmak; devletlerin şu anki durumunu kuvvetlendirmek için resmi tarih uydurmasından ne kadar farklı? Yapıp ettiklerinize ya da korkudan yapamadıklarınıza; anne babanızı da işin içine katıp yarım yamalak öğrendiğiniz Freudçu teorilerden derme çatma, yalan yanlış mefhum ve ifadelerle doneler aramanızda bir sorun yok mu?

Korkularımızı maskelemenin en kolay yolu bir bakıma bu tabii: “Annem böyle yapmasaydı...” “Şu ülkede doğmasaydım...” “Şu mahallede zorluklar içinde büyümeseydim...” “Kocamın dayağına maruz kalmasaydım...” “İlk çocuk olmasaydım...” Vesaire, vesaire, vesaire.

Bırakın bu salaklıkları artık. Siz ne bir psikologsunuz (ki onların da bu saçmalığa devasa katkılarını inkâr edemeyiz); ne ideolojik bir tarih yazıcısısınız, ne de gerçek anlamıyla bilime gönül vermiş, hakikat sevdalısı bir düşünür... Hiçbiri değilsiniz. Gerekçeler aramaktan bir süreliğine de olsa vazgeçin. Sanki Yunan tragedyasının tanrısı, tanrıçası olmuş gibi bir hâliniz var... Siz düpedüz insansınız, canım kardeşlerim. Biz düpedüz, etten kemikten, fani ve ders almayı bilmeyen zavallı mahluklarız. Ve bunu samimiyetle duyumsayabildiğimizde, o bedene gömülmüş ruhlarımızın sonsuzluğuna aklımız bir nebze erebilecek belki. Olmakta olanla hiçbir ilgisi olmayan, o kendi yarattığımız ahlâksız hikayelerin neden-sonuç ağlarının dışına taşabileceğiz. Böylece akıl dışı ertelemelerden, fetişlerden, yapay kederlerden vazgeçebilecek, irademize sahip çıkabileceğiz. Kurgulanmış yapay benliklerimizin manasızlığını görebileceğiz hatta. Olabileceğiz belki. Kim bilir? Varolmakta olandan umut kesilmez, zira.